Uygur Uyruklu Dr. Abled Samet'in açıklamaları ve sunduğu tarihsel veriler ışığında, 1933 yılında kurulan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti (Birinci Cumhuriyet) ile dönemin Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler
1933 yılında Kaşgar merkezli kurulan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti, Türk-İslam dünyasında büyük bir heyecan uyandırmış olsa da, dönemin küresel siyasi konjonktürü ve Türkiye’nin dış politika öncelikleri bu yeni devlete verilen desteğin sınırlarını belirlemiştir. Türkiye’nin bu dönemde Doğu Türkistan’a resmi bir siyasi veya askeri destek vermediğini, aksine Çin ile diplomatik yakınlaşmayı tercih ettiğini ortaya koymaktadır. Doğu Türkistan davası, tarih boyunca Türk dış politikasının duygusal ve kültürel bir parçası olmuştur. Ancak 1930’lu yılların başında, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" ilkesi ve Sovyetler Birliği ile dengeli ilişkiler kurma çabası, dış Türkler politikasını reelpolitik bir çizgiye çekmiştir. Birinci Cumhuriyet’in kuruluşu sırasında yaşanan beklentiler ile Ankara’daki siyasi gerçeklik arasındaki derin farkı anlamamıza yardımcı olmaktadır. 1932 yılından itibaren Türkiye, eğitim ve dil reformlarıyla bir cazibe merkezi haline gelmiştir. Bu dönemde Zeki Velidi Togan, Yusuf Akçura ve Reşit Rahmi Arat gibi isimlerin yanı sıra, Doğu Türkistan’dan gelen pek çok genç Türkiye’de eğitim almıştır. 12 Kasım 1933’te Kaşgar’da cumhuriyet ilan edildiğinde, Türkiye’de eğitim gören Dr. Mucittin ve Muhammed Ali Tep gibi isimler vatanlarına dönerek kültürel alanda görev almışlardır. Türkiye’nin "Resmi" Mesafesi ve Sovyet Baskısı Doğu Türkistan hükümeti, Türkiye’den sadece eğitimci değil, aynı zamanda askeri ve siyasi destek de talep etmiştir. Dönemin Başbakanı Sabit Damolla’nın bizzat mektup yazarak eleman talep ettiği bilinmektedir. Ancak arşiv kayıtları, Türkiye’nin bu sürece resmi bir müdahil olmaktan kaçındığını göstermektedir: Dışişleri Beyanı: Sovyetler Birliği’nin bölgeye giden Türkler hakkındaki sorularına dönemin Dışişleri Bakanlığı, "Onları biz göndermedik, kendi istekleriyle gittiler," cevabını vererek resmi bir bağı reddetmiştir. Uluslararası Diplomasi: ABD’nin Lozan temsilcisi ile Çinli temsilci arasındaki görüşmeler, Türkiye’nin büyük çaplı bir yardım planının olmadığını teyit eder niteliktedir. İslami Kimlik ve Atatürk Modeli Doğu Türkistan hükümetinin karakteri üzerine yapılan tartışmalarda, temsilci Mustafa Ali Efendi’nin Hindistan ve Afganistan temasları dikkat çekicidir. Hükümetin "İslami" niteliği sorulduğunda verilen, "Yeni hükümet Mustafa Kemal Atatürk’ün izinden gitmektedir," cevabı, Doğu Türkistanlı aydınların Türkiye’yi modernleşme ve bağımsızlık konusunda bir rol model olarak gördüklerini açıkça kanıtlamaktadır. Kırılma Noktası: 3 Nisan 1934 Dostluk Anlaşması Birinci Cumhuriyet’in hazin sonu ile Türkiye-Çin ilişkileri arasındaki zamanlama manidardır. 2 Nisan 1934’te Ma Zhongying’e bağlı birliklerin Kaşgar’ı işgal ederek cumhuriyete son vermesinden sadece bir gün sonra, 3 Nisan’da Ankara’da Türkiye-Çin Dostluk Anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşmanın maddeleri incelendiğinde, Türkiye’nin Doğu Türkistan’daki yeni oluşuma herhangi bir siyasi veya askeri destek sağlamayacağı taahhüt altına alınmıştır. Bu durum, Türkiye’nin o dönemde bölgesel istikrarı ve Çin ile resmi ilişkileri, sınır dışındaki bir bağımsızlık hareketine tercih ettiğini göstermektedir. 1933 Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti, Türkiye’den büyük bir askeri ve siyasi beklenti içerisindeyken, Ankara hükümeti genç cumhuriyetin bekası için statükoyu korumayı seçmiştir. Bu tarihsel kesit, soydaşlık bağları ile devletlerarası hukukun zorunlulukları arasındaki trajik çatışmanın en somut örneklerinden biridir.Cesur Haber TV - Canlı ve Sesli Yayın Üssü
YORUM YAZ